Epilepsiler

22.1.2018

 

 



         TANIM VE SINIFLAMA

Nöron olarak adlandırdığımız beyinde yer alan sinir hücrelerinin gruplar halinde deşarj (elektriksel üretim) yapmaları sonucu ortaya çıkan tekrarlayıcı istemdışı davranış yada kasılmalara epilepsi denir. Epilepsi tanısı için bu tablonun tekrarlayıcı olması gereklidir. Yani bu tablo bir kez ortaya çıktığında buna konvülsiyon, bu durum  tekrarlayıcı olduğunda ise epilepsi diyoruz.  Ülkemizde bu hastalık sara olarak da bilinir. Epilepsi Hipokrat döneminden beri bilinmektedir. Ancak modern tanımı 2 yüzyıl önce yapılmış ve  Beynin belli bir bölgesinde yada tüm beyin kabuğunda (korteks) ortaya çıkan ritmik, tekrarlayıcı deşarjların yol açtığı bir hastalıklar bütünü olarak tanımlanmıştır. Epilepsinin  görünümleri de beynin hangi bölgesinde ortaya çıktığına göre değişir.

 

Epilepsileri bu yönü ile yaygın-jeneralize- ( Büyük nöbet) yada lokalize –kısmi-parsiyel-  (küçük nöbet) olarak alt başlıklara ayırabiliriz.  Epileptik deşarjlar tüm beyin kabuğunda ortaya çıkmışsa hastanın vücudunda  yaygın kasılmalar, idrar kaçırma ağızdan köpük gelmesi  ve şuur kaybı ( jeneralize tonik klonik  konvülsiyon )  görülür. Bazı hastalar ise aniden yere yığılıp hareketsiz kalırlar (Atonik nöbet). Bu tip nöbet geçiren hastalarda kontrolsüz ani yere düşme nedeni ile ciddi yaralanmalar  görülebilir. Jeneralize epilepsilerde  kasılmasız nöbetleri olanlarda vardır. Bunların içinde özellikle çocukluk döneminde çok kısa süreli dalmalar (Absans) ile seyreden epilepsiler sayılabilir. Kısa süreli oldukları için farkedilmeyebilirler. Anne-babalar yada öğretmenleri bu çocukları dalgın yada dikkatsiz olarak değerlendirebilirler. Bu çocukların okul başarıları düşer.   Bunun dışında özellikle uykusuz bir gecenin sabahında ortaya çıkan sıçramalarla (Myokloni)  karakterize nöbetlerle jeneralize epilepsiler görülebilir. Jeneralize nöbetlerin önemli bir bölümü çocukluk-ergenlik döneminde başlar.

 

Parsiyel  nöbetler ise belli bir beyin bölgesinden köken alır ve o bölgenin işlevsel özelliklerine göre  nöbetin görünümü ortaya çıkar. Örneğin sol kola hareket emri veren veya hissini alan nöronlarda ortaya çıkmışsa (beyin sağ ön bölgesi) şuur kaybı olmaksızın sol kolda kasılmalar yada uyuşmalar (basit parsiyel nöbet) görülebilir. Eğer nöbete yol açan elektriksel deşarj beynin arkasında yer alan görme merkezimizde ise  gözlerde ışık çakmaları görülebilir. Garip hisler , bulantı, başdönmesi,  vücudun bir bölgesinde karıncalanma ve garip sesler duyma şeklinde parsiyel nöbetler görülebilir. Bu tip nöbetlerde hasta nöbetinin her dönemini anımsayabilir. Nöbetlere neden olan beynin elektriksel düzensizliği hafıza ile ilişkili bir yapı olan şakak lobunda ortaya çıkıyorsa yıllar önce dinlenilen bir melodinin tekrar tekrar zihinde canlanmssı yada “ben bu olayı daha önce yaşamıştım” türü tekrarlar görülebilir. Epileptik nöbetler içinde ensık görülen nöbet tipi şakak lobu nöbetleridir. Şakak lobu nöbetleri birden  fazla türde görülür ve sıklıkla  karında “yükselme hissi” ile birlikte olan kötü koku, tad ile başlar. Nöbetler  “otomatizm” olarak adlandırılan ağızda birşey olmadığı halde  yutkunma, çiğneme, giysilerini çekiştirme, amaçsız koşma gezme, yüzde sırıtma şeklinde mimikler yada belli kelime ve heceleri söyleme şeklinde  şuurlu olmayan bir takım otomatik hareketler ile devam eder. Bu tip nöbetler kompleks parsiyel nöbetler  olarak adlandırılır. Kompleks parsiyel epilepside diğer parsiyel nöbetlerin aksine  hastada nöbet dönemine ait bilinç kaybı vardır.

*SIKLIK

Epilepsi genel toplumda 100 ile 200 kişide bir sıklıkta görülmektedir. Yaşamın çeşitli evrelerinde görülme sıklığı değişir; 20 yaş altında ve 60 yaş üzerinde daha sık görülür.  Çocukluk döneminde ailevi nedenli epilepsilerin ortaya çıkması, yaşlılık döneminde ise beyin damar tıkanıklığı, kafa travmaları  yada tümörlerin görülmesine bağlı olarak sıklığı artar. Tüm yaşamı boyunca bir kişinin nöbet geçirme riski %2 ile 5 arasıdır. Yani tüm yaşamı boyunca her 100 kişiden ikisi  ile beşi bir kez nöbet geçirebilir. Bunlar çoğunlukla tekrarlamazlar. İlk nöbetten sonra tekrar nöbet geçirme riski %50 dir. Araştırmalarda bir kez nöbet geçiren insanların sadece %20-30’ unda epilepsi gelişme riski olduğu saptanmıştır.

 

*NEDENLER

Epilepsiler çeşitli nedenlere bağlı olarak ortaya çıkmaktadırlar. Epilepsilerin yaklaşık yarısında  neden saptanamaz, bunlar idiopatik olarak adlandırılırlar. Bunlarda ya gerçekten bir neden yoktur yada varolan teknolojik koşullar ile bir neden saptanamamış olabilir. Tıp teknolojisinin ilerlemesi ile bu  idiopatik grup giderek küçülmektedir.  Jeneralize nöbetlerin çok büyük bir bölümü idiopatiktir.  İdiopatik epilepsilerde  ailenin diğer bireylerinde epilepsi öyküsü alınabilir. Nöbet eşiğinin bazı kişilerde düşük olması veya ailevi yatkınlık bu durumdan sorumlu olabilir ve tablo bazı ailelerde şeker hastalığının yada kalp rahatsızlıklarının sık görülmesine benzetilebilir. Parsiyel nöbetlerde  beynin o bölgesini etkileyen bir neden (beyin damar tıkanması,kanama,  kist, tümör, menenjit, ensefalit, kafa travması  gibi) saptanabilir.  Ayrıca sodyum, potasyum gibi elektrolitlerin yada şeker, üre gibi vücudumuzda belli oranlarda bulunan maddelerin oranlarının yada miktarlarının değişmesi ile nöbetler görülebilir.  Şakak lobu nöbetlerinin önemli bir bölümünden  çocukluk döneminde geçirilen uzun süreli, tekrarlayıcı ateşli havalelerin yol açtığı doku hasarı sorumludur. Beynin oluşumu sırasında ortaya çıkan  anormallikler beyin çalışmasını etkilemesinin yanısıra nöbetlere de yol açabilirler. Beyinde birtakım  artıkların birikmesi ile karakterize olan hastalıklarda ise nöbetlerin yanısıra ilerleyen  unutkanlık, beyin işlevlerinin bozulması söz konusu olur. Bu tabloya yol açan ve sonucu ağır olan  hastalıklara ilerleyici epilepsiler adı verilir. İlerleyici olmamakla birlikte uzun ve zor doğum, kordon dolanması veya doğum eyleminin travmatik olması gibi nedenlerle ortaya çıkan “serebral palsi” de nöbetlere yol açabilir. Tüm bunların yanısıra deri ve beyin oluşumunu birlikte etkileyen bir takım hastalıklarda da nöbetler görülebilir.  

      

       NÖBETE İLİŞKİN DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR

Epilepsi tanısında en önemli bilgiyi hastanın atak öncesi veya atak sırasında ve sonrasında yaşadıkları oluşturur. Bu nedenle farkında ise hastanın kendisi, farkında değilse nöbete tanıklık eden bir kişinin muayene sırasında gözlemlediklerini hekime anlatması son derece önemlidir. Çoğunlukla ilk tanıda bu gözlemlerin hekimde bıraktığı izlenimler tanıyı yönlendirecektir. Çünkü çok az hekim hastasının nöbetini görme şansına sahip olabilmektedir.

Nöbete ilişkin olarak aşağıda yer alan özellikler hakkında hekime bilgi verebilmeniz son derece önemlidir: 

-Nöbet öncesi dönemde hissettikleri gördükleri yada işittikleri (Aura), Nöbet öncesi özel birşey olmuş mu?

-Başlangıç (ani- yavaş)

-Nöbet hasta ne yaparken ( TV izleme, koşma, yıkanma, bilgisayar oynama, bir şey okuma sırasında gibi) ortaya çıkmış?

-Bir nedenle ilaç almışmı yada düzenli ilaçları (varsa ) aksatmışmı?

Nöbetin özellikleri ; Baş ve gözler bir tarafa dönüyor mu? Dönüyorsa hangi tarafa?, Kasılma veya istemsiz hareketler varsa hangi tarafta, yoksa gevşek bir şekilde mi yatıyor? Gözlerini sıkıyormu yoksa kırpıştırıyor mu? Sabit bir şekilde bir noktayamı bakıyor?. Bayılma oluyor ise renk soluk mu yoksa morarmışmı?, Terlimi,  Dilini ısırmışmı?, Nöbet sırasında konuşması

-Nöbetin süresi

-Kasılmaların şekli

-Nöbetlerin gece-gündüz görülmesi, sıklığı

-Atak sonrası dönemde yaşanılanlar, hafıza zorluğu olup olmaması, tek taraflı güç kaybı yada hissizlik.

*ARAŞTIRMA

Bu bilgilerden sonra Nörolojik muayene ve Elektroensefalografi (EEG) gerekli olur. EEG beynin elektriksel potansiyellerinin elde edildikten sonra güçlendirildirilerek kaydedilmesi ve sonra değerlendirilmesi işlemidir. Epilepside lokal veya genel olarak beynin elektriksel potansiyellerinde değişiklikler saptanır. EEG can yakıcı bir işlem değildir. Hastaların  çekime tok karnına ve temiz saçlarla gelmeleri gereklidir. İşlem yaklaşık olarak 20-30 dakika sürer. EEG epilepsi tanısına çok önemli katkılar sağlayan bir yöntemdir. Beyindeki elektriksel bozukluğu ortaya koymak için bazen bir gecelik uykusuzluk sonrası EEG çekimi gerekli olur. Unutulmaması gereken en önemli şey epilepsi hastalarında EEG nin tamamen normal olabileceği gibi normal insanların bir bölümünde de EEG nin belirgin şekilde bozuk olabileceğidir.

pilepsi tanısında yada tedavinin izleminde, olası ilaç yan etkilerinin değerlendirilmesi amacı ile kan tetkikleri yapılarak karaciğer, böbrek gibi önemli organların çalışma düzeni hakkında bilgi sahibi olunur. Kan tetkikleri ile kullanılan ilacın kandaki düzeyi de ölçülebilir. 

Bazı hastalarda Beyin Tomografisi yada Manyetik Rezonans (MR) ile beyin dokusu değerlendirilebilir. Özellikle bir nedene bağlı ortaya çıktığı düşünülen epileptik nöbetlerde görüntüleme gerekli olur. Amaç epileptik nöbete yol açan  beyin dokularındaki değişiklikleri –varsa- görebilmektir.

 

 

Bazı hastalarda bayılmanın doğası hakkında bilgi sahibi olmak yada epileptik nöbetin nereden başladığını incelemek ve EEG ile aynı anda bayılma özelliklerini bizzat görerek değerlendirmek gerekli olur.  Bu durumda Video-EEG monitorizasyon adı verilen  bir tanı metodu uygulanır. Bu işlem sırasında hasta Video ve EEG bağlantıları ile hazırlanmış özel donanımlı bir odaya alınarak nöbeti gözlenir. Video-EEG monitorizasyonda  nöbetin özelliklerinin görülmesinin yanında eşzamanlı olarak kayıt olan EEG sayesinde  nöbetin beynin hangi bölgesinden başladığı görülür. Video-EEG monitorizasyon ile ilk adımda senkop, psikolojik bayılma gibi  epilepsilerle sıklıkla karışan diğer  bayılmalar tanınır.  Epilepsi hastalarında ise bu yöntem ile  nöbetin başlangıç ve yayılımı hakkında değerli bilgiler edinilir. Epilepsinin cerrahi olarak tedavi edileceği hastalarda Video-EEG monitorizasyon mutlaka yapılır.  Epilepsi tanısında kullanılan diğer yöntemler SPECT ve PET ’dir . Bu metodlarla  beynin çeşitli bölgelerinde kan akımındaki değişiklikler ve dokunun metabolizması araştırılır.

 

NÖBET SIRASINDA NE YAPMALI ?

 Bulunduğumuz ortamda nöbet  geçiren bir hastaya ne yapacağımızı bilmek yaşam kurtarıcı olabilir. Hasta o anda nöbet geçiriyor ise  aşağıda tanımlananlar yapılmalıdır:

1-Başının altına yumuşak birşey koyarak kafasını sert zemine çarpması önlenir.

2-Çevrede kırık cam gibi hastaya zarar verebilecek birşeyler varsa uzaklaştırılır.

3-Merdivenin kenarında yada yüksek bir yerde ise düşmekten koruyacak şekilde uzaklaştırılır yada önlem alınır.

4-Sıkı giysileri gevşetilir.

5-Nöbet sonrası hastanın ağzında olup solunum yollarını tıkayabilecek yiyecek parçaları uzaklaştırılır. Yada örneğin yüzükoyun yastığın üzerine kapanmışsa ters çevrilerek solunumu rahatlatılır. 

6-Nöbet sonrası hasta yarı yan pozisyona getirilerek rahat nefes alıp vermesi sağlanır (Bkz aşağıdaki resim).

 

Hasta bir süre sonra şuurunu kazanıp normale dönecektir.

 

Aşağıda tanımlanan durumlar varsa hastanın  acilen hastaneye ulaştırılması gereklidir;

-Nöbete bağlı kötü bir yaralanma meydana gelmiş ise

-Nöbet sonrası hastada solunum sıkıntısı var ise

-Nöbet hiçbirşekilde durmuyorsa yada bir nöbet bitmeden bir diğeri başlıyorsa

 

Nöbet sırasında YAPILMAMASI  gerekenler ise şunlardır;

 

1-Tehlikeli bir yerde değilse gereksiz hareket ettirmek,

2-Ağzını açmaya çalışmak ve bunun için hastanın ağzına çatal-kaşık vs. sokmak

3-Şuuru tamamen yerine gelene dek birşeyler yedirip içirmeye çalışmak.  Hastanın şuuru yerinde olmadığı için bu nesneler  nefes borusuna kaçabilir.

 

 

TEDAVİ

Antiepileptik yada antikonvülsan olarak bilinen ilaçlar kullanılır. Antiepileptik ilaçlar, hastalık nedenini ortadan kaldıran ve kür sağlayan ilaçlar değildirler. Nöbetlerin ortaya çıkmasını önlerler. Bir anlamda epilepsi eşiğini yukarı çekerler, beynin nöbetleri durdurmak için kullandığı fren gücünü artıran ilaçlarlardır.  Antiepileptik ilaçların etkinliklerini gösterebilmeleri için kanda belli bir düzeyde olmaları gereklidir. Bu ise düzenli kullanım ile mümkündür. Bu ilaçlar antibiotik yada ağrı kesiciler gibi  bir kutu kullanılıp bırakılacak ilaçlar değildirler. Etkinlikleri için düzgün ve aralıksız kullanım, hasta-doktor uyumu gerektirirler. Bazı hastalar ilacı sevmedikleri, ilacın yan etkilerinden korktukları yada kendilerine yeterince açıklama yapılmadığı için ilaçlarını düzenli kullanmazlar. Yapılan çeşitli çalışmalarda ilaç kullanımı altındaki epileptik hastalarda  nöbete yol açan  en önemli faktörün ilaç dozlarının unutulması olduğu görülmüştür.  Hastalar tarafından sıkça sorulan bir soru ilaç dozu atlandığında  ne yapılacağıdır.  Kısa bir süre geçmişse o doz alınmalı , diğer dozun zamanı gelmişse o dozu alınmalıdır.

 

Antiepileptik ilaçlar  ile epilepsi hastalarının %60-70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilmektedir.  Tek ilaçla kontrol altına alınamayan nöbetlerde ise  ikinci bir ilaç tedaviye eklenir. Bu durumda ek olarak %10-15 hastanın daha nöbetleri durmaktadır. Üçüncü yada 4. ilaca gerek duyulduğu durumlarda tedavide başarı oranı daha düşük olmaktadır.

 

Antiepileptik ilaçlar  aniden kesilmezler.  Bu durumda status epileptikus adı verilen ciddi hayati tehlike yaratan ve durdurulamayan nöbetler ortaya çıkar. İlaç ile ilgili yan etkiler görüldüğünde hekime danışılmalı kendiliğinden kararlar verilmemelidir.  İlacın kutusu bitince aksi hekim tarafından söylenmediği sürece aynı kutudan alarak devam edilmelidir. İlaç ile ilgili tüm yakınmaların hekimle paylaşılması gereklidir.

 

Epileptik kadınlarda hamilelik dönemi özellikler taşımaktadır. En önemli sorunlar hamilelik süresince kullanılan antiepileptik ilaçların bebeğe vereceği olası zararlar üzerinedir. Epilepsi ilacı kullanmayan bir annenin anomalili çocuk doğurma oranı %1’dir. Bir antiepileptik ilaç kullanan annelerde oran %1.6’ya çıkmaktadır. Asıl belirgin artış birden çok ilaç alan epileptik hastaların bebeklerinde ortaya çıkmaktadır. Ancak bu oran artışının nedeni tamamen ilaca bağlı olmayabilir.  Ancak diğer taraftan hamilelik sırasında geçirilecek nöbetin fetüse vereceği zarar da önemlidir. Burada bir  kar-zarar hesabı yapmak gerekmektedir. Bu açıdan Kadın Doğum Hastalıkları Uzmanı-Nörolog ve hasta arasında yakın bir işbirliği gereklidir. Hamilelik  döneminde anomali oranını azaltmak amacı ile rutin olarak folik asit kullanımı önerilmektedir.

Süt verme döneminde aynı  ilaçların süte geçmesi ile ilgili sorular ortaya çıkmaktadır. Antiepileptik ilaçlar belirli oranlarda anne sütüne geçerler. Ancak özel  durumlar hariç hekime danışılarak süt verilebilir. 

Antiepileptik ilaçlar ile ilgili bir diğer önemli soru bu ilaçların ne zaman bırakılacağı ile ilgilidir.  Bu sorunun yanıtı çoğunlukla  özel olarak hasta bazında yanıtlanmalıdır.  Bazı epilepsi türlerinde hiç nöbet olmasa dahi tedavi yaşam boyu sürer. Ancak ilaç tedavisinin bırakılması ile ilgili genel geçerli bilgileri vurgulamakta yarar vardır;

 

-İlaç tedavisi altında 3-4 yıl nöbet oluşmamış ise ilaın bırakılması düşünülebilir. Ancak karar tek başına hasta tarafından alınmamalıdır. İlacı bırakma kararını hekim-n        hasta birlikte alırlar.

-İlaç hiçbir zaman aniden bırakılmaz.

 

Bazı sık kullanılan antiepileptik ilaçlar ve  yan etkileri ile ilgili özet bilgiler aşağıda yer almaktadır.

 

Fenitoin (Epdantoin, Epanutin) : 100 mg’lık tablet ve kapsülleri vardır. Günde bir yada iki dozda alınır.  Alışkanlık yapmaz, diş etlerinde büyüme, vücudda istenmeyen kıllanmaya yol açabilir. Uzun süreli kullanımda sinir iletiminde yavaşlama, beyincikte ve korteksde küçülmeye yol açabilir. Doz aşımı durumunda uyku hali, renkli görmede bozulma ve dengesizlik yapabilir.  

 

Karbamazepin (Tegretol, Karbalex, Temporol, Karazepin):  200, 300, 400, 600 mg’lık tablet, şurup ve  kapsülleri vardır. Günde iki yada üç dozda alınır.  Alışkanlık yapmaz, yüksek dozlarda çift görme, uyku hali, kusma, dengesizlik yapabilir. Uyku halini ilaç ilk başlandığı zaman da yapabilir, ilaca alışıldıktan sonra bu yan etkisi tamamen geçer. Tedavinin başlangıcında beklenmedik biçimde kan hücrelerini azaltabilir, bu nedenle başlangıçta kan sayımları yapılır.

İshal durumunda ilacın emilimi düşeceği için nöbetler ortaya çıkabilir; bu durumu önlemek için ishal hallerinde kullanılan doz 1.5 katına çıkılır. Ateşli hastalıklardada karaciğerin ilacı vücuddan uzaklaştırma hızı artar; bu dönemde de doz arttırılabilir.

Valproik asit (Depakin, Convulex, Valposim) :  150, 200, 300, 500 mg’lık tablet, şurup, kapsül formları günde bir (Uzun etkili formları)  yada üç dozda kullanılırlar. Alışkanlık yapmazlar.  Tedavi başında mide ağrısı, bulantı ve mide krampları yapabilirler. Karaciğer, böbrek ve kemik iliği üzerine yan etkileri olabilir, düzenli kontrol yapılmalıdır.

Kilo alımı, ellerde titreme ve saç dökülmesi yapabilir.

Levetirasetam (Keppra, Epixx, Epileptal, Levemax): 250,500,1000 mg tabletleri, oral çözelti ve damardan kullanım  için ampulleri vardır. Günde 2 dozda kullanılabilirler, uzun etkili günde tek doz kullanılabilen formları da vardır. Oldukça etkin ilaçlardır ve ciddi yan etkiler oluşturmaması nedeni ile hem hasta hemde hekim tarafından sıkça tercih edilmektedirler. Başlangıç dozlarında uyku hali oluşturabilirler, bu yan etki ilerleyen tedavi sürelerinde ortadan kalkar.

Topiramat (Topamax,Nöromat): 25-50-100-200 mg tabletleri ve kapsülleri vardır. Doz günde 2 seferde alınabilir. Oldukça etkilidir. Ailede böbrek taşı öyküsü olan hastalarda daha fazla olmak üzere böbrek taşı oluşturma riski vardır; bol su ile alınmalıdır. Depresyona yol açabilir. Diğer yan etkisi iştah keserek kilo vermeye yol açmasıdır.  Bu ilacında diğer antiepileptik ilaçlar gibi düzenli kan tetkikleri ile kontrolü gerekir.

 

Barbitüratlar (Luminal, Luminaletten, Mysolin, Maliasin):  15 ve 100 mg’lık tabletleri (Luminaletten ve Luminal), 25 ve 100 mg’lık tabletleri (Maliasin) ve 250 mg’lık tabletleri (Mysolin ) vardır.

Alışkanlık yapıcı özellikleri olabilir. Özellikle ilacın kesilme dönemi çok yavaş olmalıdır. Uyku hali ve çocuklarda sinirlilik, yaramazlık , huysuzluk ve aşırı hareketliliğe neden olabilirler. Çocuklarda  zihinsel performansda düşme yapabileceği için okul başarısını etkileyebilirler.

 

Klonozepam (Rivotril):   2 mg’lık tableti ve damlası vardır. Fenobarbital grubu ilaçlar gibi alışkanlık yaparlar ve belirgin olarak uyku verebilirler. Sinirlilik yapabilir.

 

 

        

 

 

İLAÇ DIŞI TEDAVİLER

 

Epilepside ilaç tedavisi dışındada bir takım tedavi metodları vardır. İlaç dışı tedaviler çoğunlukla dirençli epilepsi türlerinde gündeme gelir. Bunlardan birisi  vagal sinir stimülasyonudur. Vagal sinir stimülasyonunun etki mekanizması tam olarak bilinmemektedir. Boyun bölgesinde vagus siniri yakınına küçük bir cerrahi girişim ile yerleştirilen bir uyarıcı ile sinir belirlenen aralıklarla uyarılmaktadır. Bunun sonucunda bazı epilepsi türlerinde nöbet sıklığı azalmaktadır. İşlemin en önemli yan etkisi ses kısıklığının ortaya çıkabilmesidir.

         İlaç tedavisine yanıt alınamayan dirençli olgularda cerrahi tedaviden söz edilebilir. Cerrahi tedavi özellikle birden çok ilacın düzgün ve düzenli  kullanılmasına rağmen durdurulamayan ve belli bir bölgeden kaynaklandığı belirlenen  (fokal epilepsi) durumlarda tercih edilebilmektedir. Nöbetlerin hastanın günlük yaşam kalitesini bozması ön planda değerlendirilen faktörlerdendir.  Cerrahi tedavi ile alınacak bölgenin kolay ulaşılabilir olması  ve bu bölgenin çıkarılması ile hastada ek sorunlar  oluşturulmaması durumunda cerrahi tedavi planlanabilir.

 

Bazı durumlar nöbetleri arttırabilir, bunları bilerek kaçınmak epilepsi hastaları için çok önemlidir;

 

-Uykusuzluk

-Stres

-Aşırı fiziksel yorgunluk

-Alkol

-Aşırı kafein (Kahve, kolalı içecekler, enerji içecekleri) ve  çay  içilmesi

-Işığa duyarlı epilepsilerde disko ışıkları, televizyon (özellikle eski 100 Hz altında görüntü aktaranlar), bilgisayar oyunları

-Açlık ve yemek öğünlerinin atlanması

-Kadınlarda bazı epilepsiler için hormonal düzensizlikler ve menstruel siklus

-Bazı ilaçlar;  *İçeriğinde fenilefrin, psödoefedrin bulunan çoğu soğuk algınlığı için kullanılan preparatlar , *Antidepresan ilaçlar, *Antipsikotik ilaçlar,  *Amfetamin ve   benzeri uyarıcı ilaçlar

 

 

 

GÜNLÜK YAŞAM

 

Bazı meslekler epilepsi hastaları için uygun değildirler.  Epileptik hastaların  pilot , makinist, itfaiyeci yada asker olmaları önerilmez.Bir diğer önemli nokta epilepsi hastalarının  araç kullanımı ve ehliyetleri ile ilişkilidir. Sürekli nöbet geçiren bir kişinin trafiğe çıkarak hem kendi hem trafikteki diğer insanların can güvenliğini tehlikeye atması doğru değildir. Şuur kaybı olmaksızın sadece ağız kenarında çekilme ile ortaya çıkan fokal nöbetler yada önceden geleceğini bilip önlem alabileceğimiz auralı nöbetlerde risk az iken ani ortaya çıkan ve şuur bozukluğu ile giden jeneralize (yaygın) nöbetlerde kaza riski çok yüksektir. Bunun yanısıra kaza riski açısından  nöbetlerin kontrol altında olup olmaması en  önemli parametreyi oluşturmaktadır.   Epileptik hastaların araç kullanımı ile ilgili çeşitli yasal düzenlemeler vardır.   Bu yasal düzenlemeler  ülkeden ülkeye değişmektedir.  Örneğin İngilterede 1 yıl süresince nöbeti olmayanlar ehliyetlerini tekrar alarak trafiğe çıkabilmektedirler. Ancak ülkemizde epilepsi tanısı sonrası ehliyete yasal olarak el konması zorunluluğu vardır  ve bu hastalar yaşam boyu araç kullanamamaktadırlar.

 

Epilepsi hastalarının yaşam alanları rahatsızlıkları göz önüne alınarak düzenlenmelidir. Örneğin banyoda küvet olmamalı, su birikimine yol açmayacak  duş sistemi olmalıdır. Havagazlı yada tüplü sistemler yerine elektrikli ocaklar tercih edilmelidir. Ayrıca eğer kullanılıyorsa bile yatakta sigara içilmemelidir.

 

GENETİK

Epileptik ebeveynlerin çocuklarında epilepsi gelişme riski sık sorulan sorulardandır. Bu konuda  kesin birşey olmadığını belirtebiliriz. Burada tek bir gen değil birden fazla genin etkisi söz konusudur. Ancak juvenil myoklonik epilepsi, Benign familyal konvülsiyonlar ve Unverrich Lundborg sendromunda 6, 20 ve 21. kromozomlara bağlı geçiş gösterilmiştir. Ancak bunlar dışında epileptik anne-babanın çocuğunda epilepsi gelişecek diye birşey kesin olarak söylenemez, belki yatkınlıktan söz edilebilir. Çalışmalarda ortaya konan bir başka şey babada epilepsi var ise çocukta gelişme riskinin düşük ancak epilepsi annede var ise çocukta gelişme riskinin  daha yüksek olduğudur.

Okul çağındaki epileptik çocukların okul aktiviteleri ile ilgili olarak yapmamaları gereken şeyler anne- babalar tarafından sıkça sorulmaktadır. Çocuklar tırmanma hariç tüm okul aktivitelerine katılabilirler. Bilinmesi gereken şey nadir görülen sendromlar dışında bu çocukların epileptik atak dışında zihinsel – fiziksel  kapasitelerinde eksiklik  olmadığıdır. Bu nedenle düşük beklenti içinde olmak doğru değildir. Napoleon Bonaparte, Büyük İskender, J. Cezar, Dostoyevski,  Lord Byron, Agatha Christie, Socrates, G. F.  Handel, P.İ. Tchaikovsky, Vincent Van Gogh, Leonardo Da Vinci epileptik kişilerdir.

Bu kişiler felsefeden siyasete, sanattan edebiyata dünyanın  saygı ile önünde eğildiği kişiliklerdir. Epilepsileri onların dehalarını göstermelerini önleyememiştir.  Çocuklara karşı aşırı korumacı olmanın onların gelişimini önleyeceği unutulmamalıdır. Öte yandan tehlikeli yaşam koşulları ve adrenalin sporları önerilmemektedir.

 

 

 

Test

Form Gönderimi

Tamam

© Mehmet Murat SÜMER 2018 | Tüm Hakları Saklıdır.
Web Tasarım Teknobay.